Zamana Karşının Sanatı

Vites seçimi, aerodinamik, strateji, zihinsel durum… Saate karşının en iyilerinden  Alex Dowsett, Taylor Phinney ve Steve Cummings zamana karşı yarışırken akıllarından geçenler hakkında konuştu.

DOWSETT

İlk olarak ne tarz bir zamana karşı olduğuna bağlı, 10 mil, ya da 16 kilometre, uzunluğunda veya daha kısa bir parkursa etap şöyle gelişir: Planladığımdan çok daha güçlü ve çok daha hızlı başlarım, sonra “evet Alex, yine uygulayacağın efor seviyesini planladığımızdan çok daha yukarıya taşıdın, bu seviyeyi finişe kadar taşıyamazsan Tanrı yardımcın olsun.” Sonra olay o seviyeye tutunmaya çalışmak…

30 kilometre ve üzeri uzunlukta zamana karşılar biraz daha hesaplıdır ama acının hemen hemen aynı olduğunu düşünürsek çok da fark eden bir şey olmaz. Bütün yarış boyunca beynim acıyı düşünmemi engelleyen üç şeyi birlikte düşünür.

Birincisi: Vites seçimi. Mümkün olan en fazla kuvveti uygulamak için doğru viteste miyim? Herkes farklı kadanslarda bisikletini kullanır, benim için bu 95rpm civarıdır. Avustralyalı Dale Parker hakkında bir hikaye duymuştum, Tour of Gila zamana karşı etabının ortalarında 80 kilometre hızla inerken 54×11’e geçmiş, sonra memnun kalmayıp tekrar 12’ye dönmüş. Kazanmayı başarmış da – önemli bir farkla.

İkincisi: Aerodinamik, çoğunlukla omuzlarım ve kafamla ilgili. Mümkün olduğunca yakın ve bitişik vaziyetteler mi? Hayır mı? O zaman yaklaştır.

Son olarak ve benim için en önemlisi: Hız, mesafe ve zaman. Basit bir hesapla, normal bir parkurda -start ve finişin aynı yer olduğu, ve fazla eğimli olmayan- saatte 50 kilometre ve üzeri ortalama hız hedeflerim. Tecrübelerime dayanarak bunu yapabileceğimi biliyorum ve bunun bana getirisinin o seviyelerde bir sonuç olması lazım.

Tabii ki bu üçlü düşünce sürecinde her şey biraz alakasız sayılabilir. Saatte 40 kilometreden daha yavaş ya da saatte 55 kilometreden daha hızlı şekilde yarışlar kazanılabilir ve son 15 klometreyi tamamlamam için 30 dakikam olsa bile bu daha yavaş gideceğim anlamına gelmez. Hatta aksine yüksek ortalama hız ve iyi performansın sağladığı ekstra moralle biraz daha fazla acı çekmeyi başarabilirim, belki de yüzümdeki tebessüm emareleriyle.

Yarış ritmimi kazandığımda ve zararı sınırlandırmaya çalışma moduna girmeyecek kadar da iyi hissediyorsam – o zaman işte TT’ye yaklaşımım bambaşka oluyor, özellikle bisiklet üstünde yalpaladığım dakikalara göre – o zaman matematik devreye giriyor. Mesafenin ne kadar olduğunu, istediğim hıza ulaşmam için gerekli olan zamanı ve bunun mümkün olup olmadığını kararlaştırıyorum. Sonra bunu parkurun çeşitli bölümlerine uygulamaya çalışıyorum.

Aynı yolun gidiş ve gelişinden oluşan parkurlarda bu zor bir iş değil. Giderken belirli bir bölümü 45 km/s hızla geçiyorsam, dönüşte aynı yerden 47 km/s hızla geçmem gerekiyor. O fazladan 2 km/s’lik hız starttaki ve teknik kısımlardaki hız kaybını telafi ediyor, ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Özetle demek istediğim bir bölümde ne kadar yavaş gidiyorsanız, diğer bölümde o kadar daha hızlı gitmek zorundasınız.

Son 10 kilometreyi de en başta anlattığım gibi koşarım (kısa parkur).

alex dowsett giro 2013 time trial victory
Dowsett, Giro d’Italia 2013, 8. etabında Bradley Wiggins’in önünde çok önemli bir zafere doğru pedallarken.

Taylor Phinney

Zamana karşıda aklımdan geçenler o anki fiziksel durumuma ve etabın uzunluğuna bağlıdır.

En tepeden başlayalım, eğer çok iyi performans sergilediğim bir TT etabı ise ve nasıl geçtiğini anlamadan biten, neredeyse hiç acı hissetmediğim yarışlardan biriyse düşüncelerim çok pozitif ve istikrarlıdır. “Hadi, yaparsın sen bunu” cümlesini sıkça içimden geçiririm. Fiziksel limitlerimi zorlarken çok fazla düşünebilmem mümkün olmadığı için, o cümleyi tekrarlamak elimden gelen tek şey. Prolog parkurunda ilerlerken bu cümleyi yarış boyunca tekrarlayabiliyorum. Bunun nedeni prologların kısa olması ve prologları sevmemin nedeni de bu.

Bisikletçilerin yüzde 99’u çok sık zafer sevinci yaşamıyorlar. Bir prolog uzmanı olmak bir lütuf bu nedenle, çünkü, bu bana tırmanışçılara ya da tek günlük klasik bisikletçilerine oranla daha fazla yarış kazanma imkanı veriyor. Kazanabileceğimi ve sezonun gidişatını değiştirip zaferin tadını çıkarabileceğimi bilerek sınırlarımı zorlamak bu sayede çok daha kolay.

Diğer taraftan söz konusu zamana karşı parkurunun yokuşlu olduğunu varsayalım, ciddi tırmanışlı, hem de uzun olanlarından. Fiziksel formumun zirvesinde olmadığımı ve kazanamayacağımı bildiğimi farz edelim. Zihinsel açıdan bu benim için en kötü zamana karşı şeklidir.

Zamana karşıda genelde SRM verilerini kullanmadan içgüdülerime göre hareket ederim. Takım telsizini de nadiren kullanmayı tercih ediyorum, böylelikle yaptığım işe ve belirli bir ritim bulmaya konsantre olabiliyorum.

Ne kadar yavaş gittiğinin farkında olmak en kötüsü; bunu hissedebiliyorsun, arkandaki takım arabası da bunun farkında, ve izleyen herkes senin bir süperstar olmadığını görebiliyor. Tünel görüşü senin arkadaşın oluyor birden, etrafındaki her şeyi kafandan çıkarmak işin anahtarı, ama aynı zamanda da en zor tarafı. Sıkça aklınız yol kenarındaki güzel bir kıza ya da öğle yemeğinde ne yiyeceğinize kayabiliyor. “Odaklan, odaklan, odaklan” acı şöleni olan bu zaman karşı etaplarının mottosu.

UCI Road World Championships - Day Four
Phinney, yıldızlı ABD formasıyla Dünya Bireysel Zamana Karşı yarışında yarışırken, yıl 2012. Tony Martin’in sadece 6 saniye arkasından 2. oldu.

Steve Cummings

Yarış öncesi yapılan planlar benim için çok önemli, parkurla ilgili biraz bilgi sahibi olmayı isterim. Parkur eğer teknik bir parkursa daha fazla güç uygulayacağınız yerleri önceden belirlemeniz gerekir, çünkü tırmanışlarda daha çok güç harcamanın getirisi daha çok olabilir örneğin. Eğer bir tırmanış varsa yarışta kalabilmek için bu tırmanışlarda hafif bisikletçilerden fazla geriye düşmemelisiniz ki sonra inişte arayı kapatabilme şansınız olsun.

Starttan önce stratejim hakkında düşünmeye çalışırım. Yarışın değerlendirmesini yaparım, belki bir bölümde tırmanış olabilir, hızlı ve agresif bir başlangıç yapmayı düşünebilirim, ya da yavaş bir başlangıç yapıp zamanla tempomu arttırabilirim… Bütün bunlar her zaman parkura bağlıdır. Etabın değerlendirmesini yaptıktan sonra tek düşündüğüm şey planımı uygulamaya çalışmak. Planı doğru uygularsan iyi bir hava yakalıyorsun. Eğer etabı birkaç bölüme ayırdıysanız ilk bölümü mümkün olan en iyi şekilde geçmeye çalışmalısınız, ikinci kısım iniş olabilir, o zaman yolun ortasında kalmaya çalışarak bir sonraki bölüm için biraz dinlenebilirsiniz bile. Çünkü son bölüm düzlükse yeniden gücünüzün tamamını kullanmanız gerekecek.

PIC435353547
Sezona genelde çok iyi başlayan Cummings, 2014’te de benzer bir tablo sergilemiş, Şubat ayında önce Dubai Tour’da 2. olmuş sonra da Tour Méditerranéen’nı kazanmıştı.

Önemli Not: Bu yazı kesidinin tamamı Rouleur dergisinin 49. sayısında yayınlanmış, sevgili Ali Çolak tarafından dilimize kazandırılmıştır. Fotoğraflar ve fotoğraf altı yorumlar Bisiklet Sporu tarafından sonradan eklenmiştir.

Fotoğraflar

  • http://darkroom.baltimoresun.com/2012/09/sept-19-photo-brief-yachts-in-monaco-back-to-school-in-chicago-and-china-upset-with-japan/uci-road-world-championships-day-four/
  • http://pelotoncafe.com.au/mens-elite-individual-time-trial-preview/
  • http://www.cyclingfans.com/node/7743
  • http://roadcyclinguk.com/racing/interview-stephen-cummings-bmc-racing.html

Sayfanın oluşturulma tarihi: 22 Şubat 2015
Sayfanın son güncellenme tarihi: 22 Şubat 2015

Gönlünüzce paylaşın:

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>