Kitap İncelemesi: Kahraman Bapçum – Olimpiyat Tarihinden Unutulmaz Kahramanlar İnanılmaz Olaylar

Adı: Olimpiyat Tarihinden Unutulmaz Kahramanlar İnanılmaz Olaylar
Yazarı: Kahraman Bapçum
Basım: Mayıs 2012
YayıneviÖtüken
Sayfa Sayısı: 136
Okunma Tarihi: Ocak 2013
Fiyatı: 7,00 TL

Yazar Hakkında

Kahraman Bapçum, 1925 yılında İstanbul’da doğdu. 1956 yılında Apdi İpekçi’nin çağrısı üzerine Milliyet gazetesinde spor yazarlığına başladı. Uzun yıllar Milliyet’te çalıştıktan sonra bir davet üzerine Hürriyet’e geçti. İki sene sonra ise spor yazarlığını bıraktı. 1963 yılında Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin kurucuları arasında bulundu ve derneğin 5. başkanı olarak 6 yıl görev yaptı. Dünya Spor Yazarları Derneği’nin yönetim kurulunda 4 yıl çalıştı.

Bapçum’un Türkiye spor tarihinin önemli gazetecilerinden/kalemlerinden birisi olduğunu anlamak için yukarıdaki paragrafı okumak yeterli. Şahsen yaşımın biraz küçük kalmasından ötürü yazarın yazılarını gazetelerde okuma şansım olmadı. Ama hem yukarıdaki yazar hakkında kısmında verilen bilgiler, hem de kitabın kendisini okuduktan sonraki kişisel çıkarımım sonrasında kendisine büyük saygı duyduğumu söyleyebilirim.

Kitabın bir de Sunuş kısmında, gazeteci olarak 9 olimpiyatı izlemiş olduğundan bahsediyor Kahraman Bapçum. Bu kitabın nasıl yazıldığını, arkada nasıl bir tecrübenin yer aldığını böylece daha iyi anlamış oluyoruz.

Giriş

İçindekiler kısmı oldukça detaylı hazırlanmış. 136 sayfalık bir kitabın içindekiler tablosu 2 sayfadan biraz uzun tutmuş ve fontlar da aslında oldukça küçük. Yani konular itinayla altbaşlıklara ayrılmış.

Olimpiyat tarihindeki unutulmaz kahramanlara geçmeden, öncelikle modern olimpiyatları kurucusu olarak kabul edilen Pierre de Coubertin’i tanıyarak başlıyoruz. Ondan sonra antik olimpiyatlara kadar geri dönüp (M.Ö. 776) o zamanlarda olimpiyatların ne amaçla düzenlendiğine, hangi branşların koşulduğuna bir göz atıyoruz. Akabinde tekrar 1890’lara gelip modern olimpiyatların tekrar nasıl düzenlenebilir kılındığını öğreniyoruz. Burada yazara teşekkür ediyorum. Bu bölümü çok kısa tutmamış ve hatta ilk birkaç olimpiyat oyunlarının başarısına, Coubertin’in ne gibi zorluklar içerisinde kaldığına da değinmiş. Böylesine önemli organizasyonları yeniden diriltme çabasından sonra yaşanan sıkıntıları okumak, bugün gelinen noktayı takdir etmek adına oldukça anlamlı oldu benim için.

Gelişme

Giriş bölümden sonra kitabın sonuna kadar bölüm bölüm modern olimpiyat oyunları tarihinin önemli olaylarına ve unutulmaz kahramanlarına konuk oluyoruz. Hikayeleri peşi sıra keyifle okuduğumu söyleyebilirim. Zaten bu kış günlerinde biraz vaktiniz varsa ve sessiz bir ortamda elinizde sıcak meşrubatınızla oturuyorsanız, bu kitabı sonuna kadar bir nefeste okumamak oldukça zor. Üslup gerçekten akıcı ve kahramanlık hikayaleri de ilgi çekici. Kahramanlık derken insan üstü performanslar sergileyerek dünya rekorları kıran dereceler elde eden sporcuları beklemeyin sadece. Binbir zorlukla boğuşmak zorunda kaldıktan sonra madalya performansı gösterebilen ya da yarışı güç bela tamamlayabilmesine rağmen arka planda kimsenin bilmediği fırtanalarla boğuşmak durumunda olan atletleri de düşünün.

Kitabın ilk hikayeleri maraton başlığı altında verilmiş. Zaten bu maraton koşan veya yakından takip eden herkes, her maraton yarışının kendi içinde birçok farklı hikaye barındırdığını bilir. Bu konu başlığından birkaç örnek vereyim, parasızlıktan maraton yarışının yapılacağı parkura/şehire ulaşamayıp yolda bir sürü güçlükle karşılaştıktan sonra, otostop ile start çizgisine varabilen ama üzerindeki gömlek ve kısa pantolonu haricinde başka bir kıyafeti olmadığı için bunlarla koşmak durumunda kalıp 4. olan Felix Carvajal; 1976 Olimpiyat Oyunlarında sadece birkaç gün arayla hem 5 bin, hem 10 bin, hem de maraton koşan Lasse Viren; 1960’ta bütün maratonu çıplak ayakla koşup o zamana kadarki en iyi derece olan 2 saat 15 dakikada parkuru tamamlamayı başaran Abebe Bikila bu hikayelerden birkaçının kahramanları.

Maraton haricinde birkaç farklı branştan da örnekler vermek istiyorum. Ama şunun altını tekrar çizeyim. Hikayeler başlı başına insanın ilgisini çekmeye yetiyor, ama yazarın üslubuyla beraber sayfaların iyice aktığını görüyorsunuz. Bu yukarıda bahsettiğim hikayelerden bahsedilirken, atletlerin sadece o an veya o yıldaki hikayeleri anlatılmıyor, aynı zamanda o yıldan öncesinde ve sonrasında atletin neler yaptığını, ne tür başarılar elde ettiğini, başka enteresan olaylar yaşadıysa bunların detaylarını da okuyabiliyoruz. Böylece iyice ayrıntılara hakim olup kahramanları bir bütün olarak tanıyabiliyoruz.

Kitabı okumak yerine buradaki yazıyla yetinmek isteyeceğinizden çekindiğim için çok fazla hikayeden bahsetmek istemiyorum. Ama kısaca bir hikayenin daha özetini paylaşayım.

Bunlardan ilki 1888’de ABD’de doğan Jim Thorpe. Jim, 19 yaşına kadar spora ilgi duymamış ama bundan sonra yetenekleri fark edilip antrenmanlara çağırılmış ve kısa sürede en üst seviyede performans göstermeye başlamış. Yıllar böyle başarıyla geçmekteyken, 1912 Olimpiyat Oyunları gelmiş, çatmış. Jim, 24 yaşında ABD olimpiyat kadrosuna alınmayı başarmış ve pentatlon, dekatlon ve uzun atlamada yarışmak üzere Stockholm’e gitmiş.

O güne kadar hiç dekatlon yarışına girmemiş, hatta hiç cirit atma, sırıkla atlama ve gülle atma yarışlarına katılmamıştı Jim. Yine de 15 gün içinde katıldığı bu yarışlarda pentatlonda bir gümüş madalya, uzun atlamada bir 7.’lik ve dekatlonda da büyük puan farkıyla bir altın madalya kazanmış. Olimpiyatlar sonrasında ülkesine döndüğünde tam bir şampiyon gibi karşılanmış. Ama bu rüya sadece 2 ay sürmüş. Merak etmeyin, doping testi pozitif çıkmamış. O yıllarda sadece amatör sporcular olimpiyatlarda yarışabiliyordu ve profesyonellerin katılımı yasaktı. Thorpe da ülkesine döndükten sonra, 1909-1910 sezonunda ikinci ligde beyzbol oynarken 25 dolar aldığı ortaya çıkmış. Bu aldığı paradan ötürü de profesyonel olduğuna hükmedilmiş ve de madalyalarının geri alınmasına karar verilmiş.

Thorpe hayata gözlerini yumduktan sonra, sevenleri madalyaların geri verilmesi için kampanya başlatmışlar. Peki kampanya başarılı oldu mu? Bari sonucunu söylemeyeyim ve sizi kitabı almaya davet edeyim.

Sonuç

Aslında kitabın alıştığımız anlamda bir sonuç kısmı yok, hatta herhangi bir sonuç kısmı yok. Gelişme bölümünde başlayan hikayeler kitabın sonuna kadar devam ediyor. Ama kitabın son hikayesi bizi yakından ilgilendiren bir hikaye: Naim Süleymanoğlu. Olimpiyat tarihinin en başarılı sporcularından Naim’in hikayesini baştan sona ele almış Kahraman Bapçum. Hayata gözlerini açması, çocukken başına gelenler, yaşadığı sıkıntılar, genç kategorilerinde elde ettiği başarılar, Türkiye vatandaşlığına geçmesi ve sonrasında gelen olimpiyat altınları. Özellikle ay yıldızlı formaya geçiş hikayesi konusunda çok çeşitli ve bazen de doğru olmayan bilgiler bulunuyor internette. O nedenle bu süreci bir de bu kitaptan okumak istedim, size de tavsiye ederim.

Nihai Karar

Keyifle okuduğum bir kitap oldu Kahraman Bapçum‘un Olimpiyat Tarihinden Unutulmaz Kahramanlar İnanılmaz Olaylar kitabı. Özellikle spor tarihine veya olimpiyat tarihine meraklı olanlara kesinlikle tavsiye ediyorum. Aslında bana sorarsanız sadece spor ile ilgilenenler değil bu kitabın hedef kitlesi. Tarihe meraklı olanlar ve burada bahsettiğim tarzda anılara veya hikayelere ilgi duyabilecek herkesin zevkle okuyabileceğini düşünüyorum. Puan: 8,5/10

Sayfanın oluşturulma tarihi: 09 Şubat 2013
Sayfanın son güncellenme tarihi: 09 Şubat 2013

Gönlünüzce paylaşın:

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>